Fırtınada uyuyabilir misiniz?
Bülent Dizdarlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   19 Mart 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yirmi bir Mart’ta adanın iki yakasının patronları bir araya geliyor. Bu kez birşey olur mu olmaz mı bunu kestirmek zor. Kimileri bu kez çok ümitli. Olacak çözümü kutlamak adına şampan-yalarını buzdolabında soğutmaya başladılar bile. Kimi ise "heyecan yaratmayın bir şey olmaz" diyerek Annan Planı’ndaki dönemde olduğu gibi yaşamın rutin havasından dışarı çıkmamayı öneriyor.
Sonuç ne olacak hangi grup haklı çıkacak bunu zaman içinde göreceğiz. Ama bir gerçek varsa yakın zamanda gündemimizin ister istemez değişeceğidir. Aslında işin realitesi yaşanacak dönem verdiği gürültünün etkisi ile önemli görüneceğidir. Oysa sonucun, hazırlık döneminin ürünü olarak ortaya çıkacağını ve hazırlık günlerinin değerlendirilmesini sağlamanın çok önemli olacağını bilmeliyiz. Bilmeliyiz bilmesine ya acaba bunu ne kadar becerdik? Bunun sorgulamasını ne kadar yapabildik? 
İki patron kendi evlerinde ne kadar hazırlandılar? Takımları bu işe yürekten ne kadar inanarak ön hazırlık yaptı ise sonuç o kadar  müspet olacaktır. Bu saatten sonra yapılacak hamleler ancak ufak tefek tadilatları sağlayacaktır. Aynen Kathleen Pinto'nun hikayesinde olduğu gibi fırtınaya hazırsanız o dönemi mutlu geçersiniz. Hikayede çiftliği Kıbrıs adası, çiftlik sahibini Türk-Rum halkları, işçiyi ise sayın Hristofyas ile sayın Talat ile özdeşleştirmenizi önererek hikayemizi anlatalım.
"Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki
köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vaz geçiyor, 'burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur' diyorlardı.
Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi çiflik sahibi.
'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabili-rim'. Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı. Haftalar geçtikçe  adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:
Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabilecekle-rimizi yapalım.' Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk isi onu kovmak olacaktı, ama simdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına
döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapa-tırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabili-rim' "
İnanıyorum ki Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat, bizim fırtınalarda rahat uyuyabilmemiz için gerekli hazırlığı yapmıştır. Yok eğer hükümetin iç politikada sergilediği dağınıklık saraya da yansımışsa, babamın meşhur deyimi ile "Yandı keten helva"
Güney'in yeni efendisi Hristofyas da aynı süreci iyi değerlendirmişse ve  Papadopuloslaşma eğiliminin dışına çıkar, daha önceki barışı önleyici  günahlarından arınırsa, ki ne yalan söyleyim bu bana büyük sürpriz olarak yansır,  belki birşeyler olur.
Tabii birşeyler olmasının gerek ve yeterlilik şartları da doğru algılanmalıdır. Meltem esintilerini Türkiye ve Yunanistan birlikte başlatmalı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği bunu poyraza çevirmeli, Amerika Birleşik Devletleri de fırtınayı yaratmalıdır. Bu koşullar yaratıldığında, bizim patronlar da hazırlıklarını  başta da söylediğim gibi yapmışsa belki bu kez birşeyler gerçekleşir.
Hep birden bu koşullar sağlana bilinir mi?  Bütün bu şartlar bir araya gelir mi? Gene hayal kırıklıkları yaşanır mı?  Anlayacağınız, rahmetli dedemin dediği gibi, işimiz "ölme eşeğim ölme"…
     TELEFONDA TEBRİK
Hadi stresli günler öncesi biz buradan biraz da gırgır geçelim. Sayın Talat'ın, Sayın Hristofyas'la yaptığı tebrik telefonu konuşmasının hayali ayrıntılarını verelim
- Alo!! Tebrikler Hristo yoldaş. En nihayet parti  Kıbrıs'a bir başkan çıkardı be yahu.
- Ah Talatimu. Sen sağ olasın. Sen ve arkadaşların kuzeyde becerince bu işi, biz de güneyde de neden olmasın diye cesaretlendik.
- Ama şimdi işimiz çok zor kardaş. Eskiden Denktaş vardı, Papadopulos vardı. Suçu onlara atmak kolaydı. İkimiz de barış ve çözüm için tonlarca laf attık. Hepsi arşivlerde durur.
- Sizin Türkiye'nin eski başbakanı vardı Solomon Ironhand. Ne derdi o? "Dün dündür, bugün de bugün" Biz de o hesap.
- Olur mu be Hristo gardaş. Sen benim tarafta-kileri bilmen. Yarın toplanırlar hısarın altına, bana da Denktaş gibi "Barra" çekerler vallahi.
- Korkma Talatimu korkma. Herkes bilir ki bu ülkede birleşik Kıbrıs'ı seninle benden fazla kimse istemez. Amma velakin gene herkes bilir ki önce Ankara ile Atina'nın anlaşması gerekir . Bu da yetmez Bush dayımızın da "ok" demesi gerekir.
- Eee!!! Ya "tamam" demezlerse, ya bizi dikkate almazlarsa.
- Ehh! O zaman sık sık bulıuşacayık. Sen bana biber dolması, ekmek kadayıfı ikram edecen,  bende sana kleftigo ile kabak böreği. Toplantılar sürüp gidecek. En sonunda ben seni Denktaşlaşmakla suçlaycayım, sen de beni  Papadapuloslaşmakla. Zaten ben çoktan başladıydım buna yatırım yapmaya sen de başla.
- Yutar mı be insanlar bunu?
- Yutmasınlar da ne yapsınlar. Artık hepimiz Washington'a bakarız. Onlar da bilir bu gerçeği.
- E tamam. Dua edelim de Beyaz Saray'daki efendinin gönlü çözümden yana olsun.
- Yok olmazzz!!!
- Neden olmaz re?
- Unuttun galiba biz gomonistiz. Bizim dualarımız kabul olunmaz. Sen Yönlüer'i ben de Hristomos'u bu işe memur edelim belki olur.
- E tamam. Hade bay bay...
-Bay bay...
 

Mizahi yaklaşımlar

                           
*Hristofiyas’la Talat görüşmeleri üzerine bet ofislerde bahis açıldı. Bahisler bir antlaşmaya varılıp varılmayacağı konusunda değil, yemeklerde en çok hangi tatlının seçileceği üzerine oynanıyor. Doğal olarak ekmek kadayıfı 1.05 veriyor.
Çok kazanmak isteyenler tiramisuya oynayabilir. Oranı 5.5.

*Hükümet Yakın Doğu Üniversitesi’nin Diş Hekimliği ve Tıp Fakültesi kurulmasına karşı tavır alanları ikna etmek için aldığı önemli kararları hafta sonu açıklıyormuş. Söz konusu kararlara göre ilgili fakülteler Pazar günleri açık olmayacaklarmış. Resmi tatillerde de açmamaları yönünde ikna edileceklermiş

*Efsane spor kulübümüz Çetinkaya'nın Başkanı Sevgili Zeki Ziya, "Cemal Çetinkaya'cı değildir" derken, kulüp binasında oturduğu sandalyenin kimin tarafından alındığını biliyor muydu?

*Mücahitler Derneği’ne molotof kokteyli atanlar, şişelerin içerisine koydukları benzinin kurşunlu olduğunu, ve bunun ülkemizde kullanımının yasa dışı olduğunu bilmiyorlar mıydı? Şimdi sırf bu hata yüzünden hapislerde yatacaklar.

*Sahi ülkemizde kapalı alanlarda, bizim sağlık müsteşarının dediği gibi, sigara içmenin yasak olduğu doğru mu? Bizim hastanede bunu kimse bilmiyor da…

*Memur maaşlarına sıfır artış yapacağını açıklayan Maliye Bakanı yaptığı döviz hesaplamalarını, son on gün içindeki dalgalanmadan sonra tekrar gözden geçirirse , maaş artışı yapacak mı? Dövizin önlenemez yükselişi ile bütün iddialar heba oldu da…

*Merak ediyorum. Sevgili üstat Ahmet Tolgay, bu yazıyı okuduktan sonra  "Laforizmalar"ı  taklit ettim diye beni fırçalayacak mı? 

 

   677 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Nefret güvercini
  09 Nisan 2008, Çarşamba   "Hatırla sevgilim"
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi üzerine
  26 Mart 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi
  12 Mart 2008, Çarşamba   Zehra abla ve sağlık kurulu
  05 Mart 2008, Çarşamba   Köşe yazarları gazeteleri mi okutur...
  27 Şubat 2008, Çarşamba   Turizm Bakanı’nın dikkatine: Bufavento Kalesi ve bir anıt
  20 Şubat 2008, Çarşamba   1453
  13 Şubat 2008, Çarşamba   Dizimi kırdım yere. Yüzümü Güney’e döndüm. Özür diliyorum
  06 Şubat 2008, Çarşamba   Bu gün bir sorum var size…