Köşe yazarları gazeteleri mi okutur...
Bülent Dizdarlı

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Mart 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Malum, şu tıp fakültesi, diş hekimliği fakültesi konusunda genelde medya ile ters düştüm. Bu doğaldı. Herkesin ayni fikirde olması mümkün değildi. Benim yazılarımın yayınlandığı gazete dahil ülkemizde yayınlanan onun üstündeki gazeteden sadece bir tanesi tam anlamıyla benim arkadaşlarımın görüşlerini yansıtıp savundu, bizi haklı buldu. Doğal olarak da bu konuda makale yayımlayan yirmi bir yazardan sadece dört tanesi bana yakın, on üç tanesi ise karşı görüşteydi. Aslında ben yazı yazan, fikir ortaya koyan herkesin fikrine saygı duyarım ve onlarla tartışır konuşurum. Fikirlerini kendi düşünce yapıları ve tezlerine uygun bir şekilde savunmak yazmak herkesten çok makale yazarlarımıza düşmektedir. Yani neticede işlerinin gereğini yaparlar. Bu nedenledir ki ben karşı görüşlerine karşın onlara asla saygıda kusur edemem, selamımı da esirgemem.
Üç tanesi hariç. Onlar kendilerini biliyorlar. Bu üç yazardan biri bizi "vizyonsuz", öteki "Rumcu", bir diğeri de "yeşil Dolarcı paragöz" ilan etti. Bu üç kendini en akıllı, en dürüst sanan yazarımız mutlaka zaman içinde cevaplarını alacaklardır. Bu, ya gazete sayfalarından ya da hayatın içinden olacaktır. Tartışma kültüründen yoksun bu kişiler meydanı boş olduğunu sanmasınlar. Sadece onların seviyesine inebilmek için özel çaba harcıyorum o kadar!
Hep söyledim yazdım. Ben köşe yazarlığını profesyonelce yapmıyorum diye. Ama bu üç profes-yoneli (!) gördükçe aklıma birtakım sorular da takılmadı değil. Yumurta mı tavuktan çıkar tavuk mu yumurtadan misali. Mesela "Bizim ülkemizde köşe yazarları gazeteleri mi okutur, yoksa gazete-ler köşe yazarlarını mı?" sorusu başını çekiyor. Gelin de yanıt verin bakalım. Elinizde tuttuğunuz gazeteyi çok beğendiğiniz yazar orada diye mi aldınız, yoksa her gün nasıl olsa alışkanlık haline getirdiğiniz bu alımı yaptığınız için mi şu an beni okuyorsunuz?
Siz düşünedurun. Bence bu üç efendi (!)  ülkenin en yüksek tirajlı gazetelerinde yazma şansı buldukları için çok okunduklarını farkında değiller. Ülkemizde gazetelerin yazarı okuttuklarını unutuyorlar. Çalıştıkları gazeteden ayrılıp daha düşük tirajlı bir gazeteye gitseler asla o kadar okunmazlar. İsteyen denesin. İstenilen iddiayı da peşinen kabul ederim. Bu da böyle bilinsin.
Bir de tarihe kaydım var bugün. Bu not şimdi değil, 15-20 yıl sonra değerlendirilsin. Bugün 5 Mart 2008. Bu ülkede büyük bir sermayeye, hükümeti ile devleti ile, yazılı sözlü görsel medyası ile anormal tavizler veriliyor. O kadar ki yaptığı her zararlı veya yasa dışı girişim bir şe-kilde görmezden gelinirken, medya da yapılan en basit girişimi abartarak yansıtmayı, buna karşı yanlışları ifade etmeye çalışanları da adeta lanet-leyerek saldırmayı görev bilmektedir. Güçlünün yanında yer almanın dayanılmaz hafifliği içerisinde, toplumsal geleceğe zarar verdiklerini  fark ederek ya da etmeyerek  bunu büyük bir aymazlık içinde yapmaktadırlar.
Evet! Bugün 5 Mart 2008, tarihe bir de dip notum var. Bu toplumdan sorumlu olanlar, devlet hükümet yetkilileri, muhalefet liderleri, icazetli medya mensupları ve diğerleri, hepiniz ihanet ettiniz. Ülke ekonomisine katkı sağlıyor iddiası  içinde bir yerleri dokunulmaz ilan ettiniz. Buraların meydana getirdiği sorunların tartışılmasını engellediniz. Ne yazık ki tarih yazılırken sizler de bu üç profesyonelden farklı tutulmayacaksınız. Haberiniz ola.
SİGARA GÜYA TAMAM, YA İLAÇ?
Hep söylemişimdir. Avrupalı olmanın yolu, söylemekle değil, onların yaptığını yapmaktan geçer. Bunların bazılarını gerçekleştirmek için de  ne proje ne para gereklidir. Bakınız işte kapalı alanlarda sigara içme yasağı tüm Avrupa’da geçerlidir. Bizde ise güya önümüzdeki aylarda uygulama olacak. Bu aşamada "Dumansız Ada Platformu"na çağrımdır: "Sakın ama sakın bu söylemlere inanıp baskınızı azaltmayın. Aksine daha fazla takip içinde olun. Aksi halde bu söylemlerin yazılı olduğu gazetelerle birlikte veri-len sözler de unutulabilir".
İnşallah olur. Kısa zamanda uygulama yürürlüğe konulur ve biz de hükümetimizi alkışlarız. Reform yapmak için, bu sayede, ille para gerekmediğini anlarlar. Kısa sürede Avrupai diğer yenilikçi uygulamaları işleme koyarlar. Örneğin başta antibiyotikler olmak üzere reçetesiz ilaç alım satımının yasaklanması da Avrupa’nın tamamındaki bir uygulamadır. İlaç savurganlığını önlemek yanı sıra toplum sağlığını korumak adına da ciddi bir adımdır. Böyle bir uygulamada da hiçbir şekilde bütçeden kayıp olmaz. İrade sahibi reformistlere bir kez daha duyurulur.

   569 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Nefret güvercini
  09 Nisan 2008, Çarşamba   "Hatırla sevgilim"
  02 Nisan 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi üzerine
  26 Mart 2008, Çarşamba   Lefkoşa nostaljisi
  19 Mart 2008, Çarşamba   Fırtınada uyuyabilir misiniz?
  12 Mart 2008, Çarşamba   Zehra abla ve sağlık kurulu
  27 Şubat 2008, Çarşamba   Turizm Bakanı’nın dikkatine: Bufavento Kalesi ve bir anıt
  20 Şubat 2008, Çarşamba   1453
  13 Şubat 2008, Çarşamba   Dizimi kırdım yere. Yüzümü Güney’e döndüm. Özür diliyorum
  06 Şubat 2008, Çarşamba   Bu gün bir sorum var size…