Selamet mi, felâket mi?
Rauf R. Denktaş

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   16 Nisan 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Uzun yıllar "barış" beklentisine sokulmuş ve beyinleri "devlete sahip olmanın sorumluluğuna ve mutluluğuna" kapalı, içinde bulundukları güvenlik ortamının Türk müdahalesine ve burada Türk askerinin varlığına dayandığını düşünemez hale geti-rilmiş insanlar "Haziran sonuna görüşmeler başlıyor" haberi karşısında sevinmesinler de ne yapsınlar?  Geçmişi ve Rum'un değişmeyen milli hedefini bilenler için "görüşmeler başlıyor" haberi akla hemen "hangi şartlarda, hangi maksat için" sorularını getirmektedir. ''Garantiler devam edecek mi, Kıbrıs'ta asker kalacak mı? Kıbrıs üzerinde Türk-Yunan dengesi korunacak mı?'' gibi sorular da ister istemez geçmişi ve Rum'u bilenlerin aklını meşgul etmekte, uykularımızı kaçırmaktadır.
Aşikârdır ki bu sorulara hükümetimiz ve görüşme-cimiz net bir cevap vermiş değillerdir. Türkiye'den de ziyaretimize gelen sivil ve askeri erkân son zamanlarda kafalarda tereddüt bırakmayacak şekilde göğsümüzü kabartan beyanatlarda bulunmuşlarsa da Türk hükümetinden ve parlamentosundan bu temel konularda milleti ve dünyayı aydınlatacak açıklamalar yapılmış değildir. "Kazan-kazan" demeçleri, "bir adım önde olma" taktiği de Rumların şaşmayan bir çizgide, "Kıbrıs meşru hükümeti" görüntüsü içinde, "görüşmeler yolu ile" nereye gitmek istediğini bilenler için ürkütücü bir tablo yaratmaktadır.
45 yıldır Rum tarafını desteklemiş olan İngiltere ve ABD'den gelen sesler, yapılan açıklamalar da Türkiye'ye "Rum idaresini Kıbrıs meşru hükümeti olarak tanı, limanlarını aç, Hristofyas gibi barışçı bir lider geldi, fırsatı değerlendir" anlamına gelmekte ve Rum'un siyasetini bilenleri bir o kadar daha endişelendirmektedir.
Soruyoruz ve sormaya devam edeceğiz: İki toplumlu federasyonun oluşumundaki "kurucu devletler" egemen devletler mi, yoksa Annan Planı'nda öngörülen vilâyetler mi? Rum'a göre bunların, çoğunluğa dayanan üniter bir devlette "idari bir tasarruf" olarak algılandığı, AB normları gereğince "genel dolaşım ve yerleşim serbestisi" altında Rumların eski yerlerine gelme hakkının tanınacağı bir sistem olduğu aşikârdır. Kabul ediyor muyuz? Bunu kabul etmenin sonucu KKTC'nin ortadan kalkması, egemenliğimizden bahsedilmemesi, ve varılacak anlaşmanın "işler" olabilmesi için de 1960'taki toplumsal haklardan soyutlanması gerekmektedir. Hristofyas bunu zaten açıklamıştır. Halka umut pompalayanlar gidişatın bu olduğunun farkında mıdırlar ve bu ümit pompalayışı ile halkın direniş gücünü zayıflatabileceklerinin de farkındalar mı?
Karşılıklı ziyaretler, lokma yemeler, kahve içişler güzel şeylerdir. Bunları 1959-60 Anlaşmaları'nın arifesinde ve kutlamalarında da yaşadık ancak arkası acı geldi çünkü karşı tarafın "milli görüşünde" ve siyasetinde bir değişiklik olmamıştı. O günlerde de "aman dikkat" diyen bizlerin karşısında, Annan Planı döneminde olduğu gibi, (ve şimdi yağmur görmüş salyangoz misali yeniden faaliyete geçen "barışseverler" misali) muhaliflerimiz vardı. Her iki olayda da aldanan ve aldatılan "barışseverlere inanan halkımız" olmuştur.
Başlangıçta sorduğumuz sorulara KKTC makamlarından ve Türk hükümetinden tatminkâr bir yanıt gelmediği takdirde bilelim ki gidişat selamete değildir, felâketedir. Dost acı söyler. Biz kendimizi hem Kıbrıs'ın hem de anavatanın dostu olarak görmekteyiz. Kimseyi kızdırmak için konuşmuyoruz. Bir halkın ömür verdiği, Türkiye'nin güvenliği ile ilgili bir namus ve şeref davasında endişelerimizi açıklamak gereğini duyuyoruz çünkü çıkılan yolun geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu görüyoruz.

   347 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Nereye kadar?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Çözümsüzlük çözüm mü?
  15 Nisan 2008, Salı   Çağlayan denince
  03 Nisan 2008, Perşembe   İsimsiz bir "elçi" şöyle diyor: Mantığa meydan okumak
  01 Nisan 2008, Salı   Adil ve kalıcı çözüm
  27 Mart 2008, Perşembe   Statü meselesi
  24 Mart 2008, Pazartesi   Duvarlar kalksın
  23 Mart 2008, Pazar   Başlıklara bakalım
  22 Mart 2008, Cumartesi   Dost Yunanistan !
  19 Mart 2008, Çarşamba   Tarihten bir yaprak