Koltuğa oturunca değişiyor
Reşat Akar

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Mart 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Hristofyas, Temsilciler Meclisi Başkanı olduğu dönemde, Kuzey Kıbrıs'a sayısız geçiş yaptı...
Doğduğu köy olan Dikmen'i, Karpaz'ı, Girne'yi, Mağusa'yı ziyaret etti...
CTP'nin resepsiyonlarına katıldı...
BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan'la birlikte Kormacit köyüne giderek 'Kleftigo' yedi...
Seçim öncesindeki konuşmalarında, kazanması halinde Talat'la derhal görüşeceğini sık sık tekrarladı...
Fakat seçimi kazandıktan sonra, görüşme tarihinin belirlemesi için topu BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller'e attı... Anladığım kadarıyla, görüşme öncesinde Sayın Talat'a  'bazı taleplerini' veya 'şartlarını' iletti... Möller ise görüşme tarihinin henüz belirlenmediğini, ancak Mart ayı içinde olacağını söylüyor...
Ne istediğini, ya da ne şart koştuğunu elbette bir süre sonra öğreneceğiz... Benim üzerinde durmak istediğim, Meclis Başkanı iken, yani resmi bir sıfatı olduğu halde kuzeye 'şartsız' geçiş yapabilen ve gerek CTP yetkilileri ile, gerekse Sayın Talat'la  görüşebilen Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, 'sembolik bir görüşme' için, Sayın Möller'i aracı koymasıdır...
Neden böyle yapıyor?
Cumhurbaşkanlığı makamında kilisenin sihirli 'asa'sı mı var? Sırf birlikte fotoğraf çekmek ve 'dostluk mesajı' vermek için birilerinin arabuluculuk yapması mı gerekiyor?
"Halkçı liderler", sembolik bir görüşme için buna ihtiyaç duyuyorlarsa, Papadopulos gibi 'sultanlar' neden farklı davransınlar?
Bir başka soru şu:
Sembolik bir görüşme için bir aylık süreye ihtiyaç duyan ve BM Temsilcisi'ni, iki saray arasında mekik dokumaya teşvik eden Hristofyas, Kıbrıs sorununu 2008 içerisinde nasıl çözecek? Aklındaki çözüm, bizim düşlediğimizden farklı mı?
Galiba farklı!
Bir yandan Sayın Talat'a "karşılıklı mesajlardan ve süreci zorlaştırabilecek ifadelerden kaçınalım" mesajı gönderirken, diğer taraftan, çözüm istediğini açıklayan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a 'cevap verme' adı altında, süreci zorlaştırabilecek mesajlar veriyor...
Bu tavrını oldukça yadırgadım...
Hristofyas, yaptığı açıklamada özetle şöyle dedi:
"Biz çözüme dünden hazırız, bizde sorun yoktur. Sorun, Türkiye'nin, Kıbrıs'ı işgal etmesidir... İşgali sona erdirsin, sorun biter..."
O kadar basit mi?
1960 Cumhuriyeti'nden, 3 yıl gibi kısa bir sürede dışlanan ve çok zor koşullar altında yaşayan, silahlı saldırılarla ölüme terk edilen Kıbrıs Türkleri açısından sorun o kadar basit değildir...
Geçmişte yaşananları bir daha tekrarlatmayacak, sağlam garantilerle donatılmış, iki toplumun ortaklığına ve siyasal eşitliğine dayalı 'yeni bir devlet' kurulmadan, Kıbrıs sorunu biter mi hiç?
Biter mi?

   469 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Bizimkilere örnek olsun
  17 Nisan 2008, Perşembe   Bir garip memleket
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Endişelendiren gelişmeler
  15 Nisan 2008, Salı   Hristofyas çok şanslıdır
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Kemancı ve zurnacı
  13 Nisan 2008, Pazar   Güney'e dondurma seferi
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Kendimiz etmişiz
  11 Nisan 2008, Cuma   Royters'e bile ambargo olur!
  10 Nisan 2008, Perşembe   Avrupa'ya kaç tercüman göndereceğiz?
  08 Nisan 2008, Salı   Uyanık olmak