Gardiyanlar ve mahpushane
Osman Güvenir

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   6 Mayıs 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ne yalan söyleyeyim, bu iki kelimeyi hiç sevmedim. \"Gardiyan ve mahpushane\". Gardiyan kelimesi tamam da \"mahpushane kelimesi daha çağdaşlaştırılarak onun adına \"cezaevi\" dediler. Bir devletin en önemli kurumlarından olan cezaevi, hiç şüphe yok ki bütün altyapı donanımları ile, iyileştirilmiş çalışma koşulları ile mükemmel olmalıdır. Bu durum, mahkumlar için de geçerlidir. 
Cezaevinde olan mahkumların, kim nasıl düşünürse düşünsün, kesinlikle psikolojileri bozulur, iç dünyaları ile sürekli kavgaları olur, geçmişiyle hesaplaşır durur. Demir parmaklıklar arkasında zaman zaman bir yıkımı yaşarlar. Dünkü gazetelerde gardiyanların iki saatlik \"uyarı grevi\" doğrusu beni uzun uzun düşündürdü. Her memleketin bütün resmi kurumları ve organları vardır. Devlet, devlet olmanın erkini elinde tutmaktadır. Öyle bir devletin elbette ki mahkemeleri de olacak, polisi de, gardiyanları da ve asayişin sağlayıcıları da olacak. Bir cezaevi düşünün ki gardiyanları iki saatlik uyarı grevi yapacak ve \"Yönetim, mahkumların isteklerine göre uygulamalar yapıyor\" diyecek. Üstüne üstlük \"Gardiyanların çalışma koşulları çok kötü, sağlık ve emniyetleri tehlikede, mahkumlar tarafından tehdit ediliyorlar\" gibi açıklamalarla, en önemli organın ne hallerde olduğu düşüncesi kafaları karıştıracak.
Allah kimseyi cezaevine mahkum etmesin. Daha da önemlisi, Allah kimseyi suç işleme ve ceza alma noktasına getirmesin. Ne erdemli insanlar gördük ki o parmaklıklar arkasına girdi ve hayatı boyunca kahırla yaşadı. Öyle görülüyor ki zaman zaman cezaevinde mahkumların çıkardıkları isyanlardan yönetim rahatsız ve \"şartlarınızı yumuşatınız ve onları rahatlatınız\" yönetmi ile öylesine bir tutuma girmiştir. Sanırım gardiyanların söylemek istedikleri budur.  \"Mahkumlara toleranslı davranma\" istemleri.
O zaman birileri, üst düzeyde ve daha geniş boyutta bir araştırma komitesi oluştursun, hem gardiyanları hem mahkumları dinlesin ve bu soruna bir çare bulsun. İnsanlar konuşa konuşa bir yere varırlar. Mahkumların istemlerine göre hareket eden bir yönetimin, gardiyanların istemlerine göre de bazı tedbirler alma veya tedbirler aldırtma durumundadır. Asgari müştereklerde bir çalışma ve ilişki ortamı yaratılmalıdır. Şayet gardiyanlar \"can güvenliğimiz yoktur\" demişse, bu da kötü bir durumdur ve bunun önünü almak da nasıl olacak, o ayrı bir durum. Şu anda KKTC koşullarını düşünüyorum. Bir de gelişmiş ülke cezaevlerini düşünüyorum. Gelişmiş ülkelerde cezaevlerinin koşularının daha çağdaş olduğunu, gardiyanların mahkumlara sınırsız tolerans gösterdiğini düşünürsek, büyük yanılgıya düşeriz. Oralarda mahkumlar, analarından doğduklarına pişman olurlar. Polisler de gardiyanlar da acımasızdırlar. Kırbacı, topuzu indirirler zavallı mahkumların başlarına. Mahkumların da sütten çıkmış kaşık olmadığını düşündüğümüzde, gardiyanların hem asayiş için, hem de otoriteyi sağlamak için, ciddi ve sağlam bir duruşta olması lazım. Aksi takdirde kabına sığamayan bir mahkumla nasıl baş edecek? Dış ülkelerde durum budur. Şu anda derinlemesine bizim cezaevinin koşullarını ve sorunlarını incelemedim ama ve hala merak ediyorum. Bir de bizim şu minnacık KKTC\'deki insan ilişkilerini, gardiyan-mahkum ilişkilerini düşünüyorum. Galiba hiçbir ülkede bizdeki gardiyanlar kadar toleranslı ve insanlık dolu insanlar yoktur. Bir zamanlar gardiyan bir dostum vardı. Uzun uzun gardiyan-mahkum ilişkilerini anlatırdı bana. Özellikle İngiliz döneminin mahkumlarını ve disiplinli çalışma koşullarını.
O gardiyan dostum bana şöyle derdi: \"Bizim haddimize mi bir mahkumla arkadaş olmak, toleraslı davranmak? Ama biz onlara acıdığımızdandır ki, onlara zaman zaman gizlice sigara verir ve dertlerine derman oluruz. Yakalanınca de yıllık zamlarımız kesilir, izinlerimiz durdurulurdu\". Yani otoritenin ve asayişin sağlanması için, gardiyanlarla mahkumlar arasında daima görünmez kalın bir duvar olmalı. O zamanki felsefe de buydu. İşin temelinde yine de gardiyan-mahkum arasında bir duvar yok mu? Olması gerekmez mi? Zaten cezaevleri başlı başına bir hayat romanı gibidir. Hep acılarla dolu bir sürecin yaşantısıdır. Bana gardiyanları sorarsanız, emin olun ki, onların hayatları kağıt üstünde ve dışarıda geçen bir hayat gibi görünür ama, gerçek hayatta, bütün mahkumlardan daha derin bir mahkumiyetleri vardır. Yani onlar hükümsüz mahkumdurlar o dert duvarlarının arasında. Bir mahkum cezasını bitirip gittiğinde, belki de gardiyan ona şöyle der: \"Sen gideceksin ama biz hala bu duvarların arasındayız\".
Melih Cevdet Anday\'ın \"İçerdekiler\" oyununu okursanız, bir gardiyanın ve bir mahkumun duygularını ve özlemlerini, özgürlük arayışlarını daha iyi anlarsınız.O nedenle devlet otursun ve hem gardiyanların çalışma koşullarını (güvenlikli bir ortam yaratılması kaydı ile) düzenlesin, hem de mahkumların içinde bulundukları koşulları ve sıkıntıları gidersin. Bir gün orada büyük isyanlar çıkarsa, mahkumlar bütün köprüleri ve demir parmaklıkları parçalar ve birkaç gardiyanı darbeder, hatta katlederse, bunun hesabını kim verecek? O nedenle asgari müşterekte birleşerek, hem gardiyanları hem mahkumları rahatlatacak bir süreç başlatılmalıdır.

   319 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  05 Mayıs 2008, Pazartesi   Uyuşturucu ve gençlik
  01 Mayıs 2008, Perşembe   Londra Türkleri’nden ses geldi
  21 Nisan 2008, Pazartesi   Küçük çembere ne zaman trafik sinyali konacak?
  17 Nisan 2008, Perşembe   Günahkar Hristofyas
  16 Nisan 2008, Çarşamba   Vakıflar'ın devri hayatımızın dönüm noktasıdır
  15 Nisan 2008, Salı   Türkiye silah sanayiinde büyürken
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  14 Nisan 2008, Pazartesi   Suyun hayati önemi bilinmelidir
  13 Nisan 2008, Pazar   "Lale Devri"
  12 Nisan 2008, Cumartesi   Başbuğ da bize güç verdi