|
Hükümet'e isyan bayrağını açmış beş sendikadan üçü geçtiğimiz haftanın sonunda Mağusa Limanında süresiz greve gittilerdi. Amaçları, istekleri külliyesindeki esasın anası olan 2008 mali yılında kamu görevlilerine zam yapılmasıydı. Hükümet "yapmam" dediği için, "biz de sizi aciz taciz etmek için elimizden geleni yaparız" misillemesine girdilerdi! Ancak dikile dikile boynuz kulağı geçti miydi nerede nasıl tos atılacağı belli olmadığından, "grevimizin nedenidir" dedikleri sorunlarını şöyle sıraladılardı: "Partizanca istihdamlara son verilmeli. Zamlar geri alınmalı. Çevre yağması ve gecekondululaşma durdurulmalı. Özeldeki çalışanların örgütlenme hakkı zorunlu hale geti-rilmeli. Asgari ücretle hayat pahalılığı güncelleştirilmeli. Vergi adaleti sağlanıp şeffaf ve demokratik bir yapı oluşturulmalı." STÖ'lerinin özellikle sendika kanatları elbette ki Meclis dışı muhalefetin kuvvetler dengesinin oluşumunda vaz geçilmez güçlerdir. Hem kabul ediyoruz hem de "elbette olmalıdır" diyoruz. Ancak Mağusa Limanı gibi rıhtımdan ibaret kalmış, 1974'den bu yana bakım onarımına tek taş konup tek çivi çakılmamış, ikide birde bozulan vinci bazen on beş günlük süreyle gemilerin indirme yükleme işlerini felç etmiş, bir elin beş parmağı kadar kalmışlığındaki çalışanlarının "şirketi" işlevini çoktan yitirmiş, çalışma saatlerinden ek mesailerine kadar türlü çeşitli sorunlarla sarmalanmış bu rıhtımda neden süresiz greve gittilerdi anlamadıktı. Hadi gittiler, neden ele geçmiş fırsatı kullanarak "Mağusa limanı" ile ilgili sorunlara o grev nedenleri yanında yer vermediler hiç anlamadık. Dolayısıyle gerçek hükme vardık ki artık sendikalar laf ola beri gele greve gidiyorlar, maksat muzırlık olsun! Tabi Hükümet de şıp diye yasak koyuverdi. Hem kolay hem ucuz çözüm. Sendikası buysa Hükümeti de odur işte! MEMLEKETİN DİNGİLİ KOPMAYA GÖRSÜN: Hayvancısı hayvanları Meclis önüne salar, öğretmeni polisle kapışır, doktoru sağlığa nanik sallayarak hastahanede greve gider, Hükümetten maaşlara zam istenirken "TC'liler karakterimizi bozuyorlar" diyerek "hepsi de çekip gitsin" fetvası verilir, siyasi sorunla ilgili yığınla çözüm önerisi de sıralandıktan sonra rahata kavuşulur. Ta ki o rahatlık batana kadar! Dolayısıyle Başbakan da gitgide "Erdoğanvari" çıkışlardan medet umar hale geliyor. Bir de "sertini" deneyelim kabilinden. Ki söylediklerini alt alta koyup topluyoruz sonuç yürekler acısı! Mesela diyor ki Başbakan, "artık hakarete varan söylemlere muhatap oluyoruz… STÖ'leri dört yılda yapıp başardıklarımızı görmüyorlar, insaf kalmamış!" Bunların ardından da çok güçlü bir Hükümet Başbakanı olduğu imajını çakarak şöyle çağrıda bulunuyor: "Tüm konularda toplumsal birlikteliği sağlamalıyız…" (Meali, "bize biat edin, icraatlarımızla tasavvurlarımızı destekleyin hem iç barışı sağlayalım hem de zafere koşalım" oluyor!) TANRI AŞKINA SÖYLEYİN. Bir parti kendi içinde kendi muhalefetine yenik düşer, bu yüzden memleketin dingili kopar, ciddiyetin yerini yüzsüzlükle sarmalı kendi partisel kesimlerinin "sayemizde iktidarsınız" bağırmaları alır, bizzat Hükümet'e dayanan güçler, KKTC'yi kendi siyasi ve sosyo ekonomik düzen anlayışlarıyla tepelerlerken Sn. Başbakan'ın öncelikle kimdir muhatabı? Muhalefet partileri mi? Maşallah onların ağzı var dilleri yok! Yoksa "kendileri" mi? Önce başarabilirlerse kendi içlerinde mutabaka varsınlar. Toplum ötesi mutabakata çoktan razıdır!
|