|
Doğrusu Lokmacı Kapısı’nın açılacağına inanmıyordum, Rum'un mızıkçılığını aşmak zordur diyordum. Açıldı ki hâlâ var bu işte bir bit yeniği düşüncesindeyim. Çünkü Rum'un koşullarını kırmızı çizgilerimizdir dedikleri öncesi açıklamalarından biliyorduk. Önemlisi, kesinlikle Türk askerinin bölgeden çekilmesiydi. Sonrasında "gözükmemesi" gibi laflar da ettiler fakat bölgedeki Rum askerleri konusunda "ödün verilmeyeceğini" de söyledilerdi… Büyükanıt geldi gitti, Lokmacı'dan tek asker çekmeyiz dediydi. Şimdi soralım: Ne oldu da tüm bu karşılıklı şartlara rağmen olağan düşüncede "açılmaması" gereken Lokmacı Kapısı açıldı? Biz dünkü yazımızda olayı Rum tarafı açısından yorumlarken "dünya tersine dönmeye başladı" dediydik! Bu nasıl bir karşılıklı anlaşmayla kapının açıldığı konusunda hâlâ cevabı verilmeyen olay. Denecek ki "ne önemi" var, sen kapının açıldığına bak." Biz de ona bakıyoruz zaten! GELELİM MEALİNE: Lokmacı'nın açılması derd-i davamız oldu dediydik. Açılırsa neredeyse Kıbrıs sorunu da çözülecekti! Görüşler o kadar ileri umutlara vurmadıysa da açılışa konan ad "Birleşik Kıbrıs efkârında ilk büyük adım" oluverdi! Her ne kadar geçen günkü açılışta Türk-Rum kucaklaşıp hasret gidermediler, aksine bazı Rum gençleri fasarya çıkartırken Rum polisleri 'egemenlik alanımızı ihlal ediyorsunuz' diyerek bir süre kapıyı geçişlere kapattılarsa da sonuçta "alın size birleşik" lafına sarılmış Lokmacı mucizesi! Kısaca bir zamanlar DAÜ'de kurulmasına karar verilen Tıp Fakültesi'ni ille de Lefkoşa Surlariçi'nde kurup oranın esnafını ihya etmesi dayatmasıyla tümden kadük edenlere nazire, artık yeni umut Lokmacı olmakta. Kapı açıldı, Rumlar akın akın Arasta'ya, oradan Lefkoşa'ya geçecekler, alışveriş yapıp yıllardır sinek avlayan esnafa para akıtacaklar! Amin! Fakat Rum ne diyor? Şimdi Türkler hem de arabasız ve yaya bizim tarafa çok daha fazla geçecekler, 1963'lerden beridir ölü bölgeyi parlatıp ihya ettikten sonra eski günlerine döndürecekler. Bakalım hangisi olacak diye sormaya gerek var mı? VE EKLEYELİM. Büyük ekonomiler küçükleri yutarlar. KKTC'de yaratılan ve CTP'nin UBP'den miras alarak götürdüğü sonra da adını Rum'la aramızdaki mesafe yüzde seksenlerle yirmilere kadar daraldı dedikleri olay her ay kamu görevlilerine pompalanan, artı on üçüncü maaşlarla desteklenen, tutun ki nüfus dilimine yansıyan yirmi iki bin kişilik zümresel iyileştirmeyi vurgulamaktadır. Devlet bilumum çalışanlarına emeklilerine, onlar da çarşı pazara! Memleketteki ekonominin ana çarkı böyle dönüyor. Bankalar bile özele değil, küçücük küçücük paraları "maaşlarınızın şu kadar katına kadar kredi" diyerek kamu görevlilerine veriyor. Ötesi esnaf, zanaatkâr, küçük ölçekli işletmeler itimada şayan değiller, aldılar mı ödeyemezler dolayısıyla talepleri bile kabul görmez, kaldı ki kredilendirilecekler! Bunun Lokmacı Kapısı ile ne ilgisi vardır derseniz söyleyelim: İşte devletin ekonomik çarkını döndüren bu "parası" vardır ya. Kapılar açıdıktan sonra bir kısmı da Güney'deki Rum'a akmakta ve iki devlet kıyasında tabii ki artık ciddi ciddi düşünülmesi gereken "ticaret açığı" oluşmaktadır. Birleşik Kıbrıs hayali bu gerçekleri izale edemeyeceğinden de bakın yeniden vurgulaya-lım, yarım asırdır bize hükmedemeyen Rum'a ekonomik yoldan hükmetme fırsatının kapılarını açmaktadır. Yasaklardan, alışveriş kıyaslamasından söz etmiyoruz. Rum'un bile KKTC'den alışveriş yapabileceği ekonomik büyümeyle gerçek piyasa ekonomisinin oluşturulmasından söz ediyoruz. Başardığımız gün birleşik Kıbrıs'tan bile korkmaya gerek kalmaz!
|