|
Tabii ki bir ülkenin istikrar ve güvenini "yasaklara" sığınarak sağlamak gibi oligarşik tutumlara varan yönetim anlayışından yana değiliz. Aksine iyi eğitilmiş insan unsuru ile yaratılacak kültürün yasakları en aza indirdiği medeni ve demokratik düzenlerden yanayız. Oysa bizim gibisi ülkelerde sözünü etitiğimiz o eğitimle kültür eksikliğidir ki halk kademelerine bireysel ögürlüğü ile katılan insan unsurunu yönetimlerin çaresizliği yapmaktadır. Canımız sıkılsa da yaşanan gerçek budur: Dolayısı ile insanları yasaklar korkusuna sokmadan istikrar ve güveni sağlamak mümkün olamamaktadır! Trafik sorunu bunlardan birisi oluyor, adına "canavar" dendikten sonra yarattığı felâketleri önlemek için yasaklar üzerine yasaklar konuyor. Ve tabii ki "yapısal kusurumuzun" gerçeği de bu nedenle ispatını çakıyor, konan yasaklarla astronomik para cezaları ve hapislikler caydırıcılık etkisini gösteriyor, mesela trafik kazalarında bu nedenle azalma oluyor. VE YENİ İSPATI: Geçen gün sabahın 3.30'u. Bir genç kız arabası ile karşı şeride geçiyor bir başka arabaya toslayarak üç gencin ölümüne neden olu-yor. Burası küçük memleket. Ateş düştüğü yerin ötesinde tümden halkı yakıyor. Haber tüm gazetelerin televizyon haberlerinin manşetine çıkı-yor. Yürekler acıyla burkuluyor, akıllara gencecik evlatlar geliyor, içten içe "Allah korusun" denilerek gözler yaşarıyor. Fakat bu kaçıncı felakettir ki önlenmesine işte o "yasaklar" da yetmiyor! Çoğu zaman genç kızlar, delikanlılar memlekete musallat olmuş araba sevdalarının "sürat iblisine" tutsak olmuşluklarının ta-lihsizliğinde göçüp göçüp gidiyorlar. Giderken kendileriyle birlikte hiç suçu olmayanları da götürerek! ŞİMDİ ŞU SON OLAYA BAKIN. Tabii ki sormak hakkında değiliz. Sabahın üçünde bir genç kız arabası ile ne arardı yollarda? Ya o gencecik üç delikanlı uykuların en tatlı ve derin olması gereken zamanında neden yataklarında değillerdi? "Sana ne! Ötekiler yetmedi şimdi de millete, falan saatte eve kapanacaksın diyerek yeni yasak kelepçesi mi vuracaksın?" Ne haddimizdir ne de fikrimiz. Fakat şu diskotekler, kumarhaneler, eğlence yerleri olayına bu cümlenin içinden bakıyoruz. Ki bir zamanlar hayret ettiğimiz için soruyorduk. Neden şu diskotekler akşamın on ikisinde açılırlar? Neden gençler gün batımı ile başlayacak eğlence yerlerine geceyarıları taşınırlar? Niçin Tanrı'nın özene bezene yarattığı doğasal zaman di-limlerinin "iş, istirahat, uyku" gibi insan varlığına bahşettiği müthiş düzen, tepetaklak edilmiş anlayışlarda şaşkına çevrilir? Yani müzik, dans, içki, hatta kimbilir arada uyuşturucunun da olduğu eğlence yerleri dediğiniz "ortamlar" neden gece yarılarından sabaha dek sürecek iş yapma anlayışını "çalışma hakkı" yaparlar? OLAYA BİR DAHA FAKAT DİKKATLİCE BAKIN. Gençlik yahut bazı insanlar gece yarılarından sonra eğlenirlermiş? Neden geceyarısına kadar değil? Sordunuz mu gülerler, "ne anlarsın sen hayattan" derler! Ben cevabını vereyim ama: "Çirkinliklerle suçları karanlıklar saklar! O ışık oyunları içinde yanan mekânlar da olsalar! Memleket uykuya dalarken eğlenmek için yollara düşenler belki o diskoteklerde özgürlükleriyle sınıfsal farklılıklarının keyfini yaşarlar ama… İşte sonuç! Kaldı ki ne ilktir ne de son olacaktır. Fakat biz hep ekleyeceğiz: "Sorunu yine genç insanlarımızın kendileri çözecektir. Yeter ki onlara aile yuvalarından okullarına kadar nasıl yaşanması, yaşanırken nasıl insan unsuru olarak yücelinmesi gerektiğinin bilinci şu "eğitim" dediğimiz eğitimle verilebilsin.
|