|
Sn Talat, "hadi hayır dediniz kadük hale getirdiniz, hiç olmazsa lafımı dinleyin, referans olmasını kabul edin" direnişinde Annan Planı’na uygun birleşik Kıbrıs'ı lanse ediyor. Kırmızı çizgilerini de kaba başlıklarda "siyasi eşitlik, TC'nin etkin ve fiili garantisi" olarak çiziyor. Ankara'ya bakıyoruz: Öteden beri Erdoğan ve Gül'ün artık ezberimize düşmüş çözüme yönelik dedikleri şunlar: "Kıbrıs'ta iki devlet, iki halk, iki demokrasi, iki din iki dil vardır. Bu esaslar gözetilerek çözüme varılır." Bu slogan haline gelmiş söylemin sonuncusunu, gazetelerin manşetlerine çıkmış, Cemil Çiçek de seslendiriyor. Bizse "iki bölgeli, iki halklı, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye'nin etkin ve filli garantisini içeren Kıbrıs diyoruz." Ve bir de Rum'a bakıyoruz. En basit ifadesinde bizim tarafın söylediklerinin tersini söylüyorlar. Ve ne oluyor? Kıbrıs dediğiniz zümrüdüanka kuşu olu-yor. Adı var, çözümü yok. Paylaşımına formüller uyduranlar için sanırsınız ki siyasi bilimler okulu. Dünyada eşi benzeri görülmemiş çözüm alternatiflerinin her birisi, ders olarak okutulacak kadar siyasetin emsalsiz örneklerini sergiliyor! Yani Kıbrıs sorunu dediğiniz tam bir zümrüdüanka kuşu. Adı var, siyasetin envaisi var fakat çözümü yok. Uğrundaki son çaba ise bakalım bu mübarek kuşu kim tutup kafese sokacak beklentisinde gelişiyor! NE BECERİKLİ BAKANLAR AMA Şair Sadi'nin bir lafı vardı: Düşmanından kurtulmak için yılana ısırt. Eğer zehirlemeyi başarırsa düşmandan, başaramazsa yılandan kurtulursunuz. Her iki halde de kârlı siz çıkarsınız… Şimdi CTP hükümetinin Bakanlar külliyesine bakıyoruz. Tam Sadi'lik işlerin adamları olmuşlar. Bir bakıyorsunuz Tarım Bakanı başlığı altında kasaplar hayvan besicilerine, hayvan besicileri kasaplara veryansın edip birbirlerini et fiyatları ile oynamak ve pahalılaştırmakla suçluyorlar! Serdaroğlu bu işin duayeni oldu, sütler, hayvanlar, yasaklar derken çiftçisini savuruyor, hayvancısına göz kırparken kasabını gözden çıkarıyor, sonra tüketicilerle tümünü karşı karşıya getirerek memleketi bu sektör insanları ile kavgaya sokuyor! Eğitim Bakanı ise göreve geleliberi sendikalarla kavga ederken 'eğitimde reform yaptık' diyor, öğretmen bile anlamıyor. Halka sığınıyor onay yok ve gün geliyor ne yapıp edip sendikacılarla polisi çatıştırıyor, rahata eriyor! Sağlık Bakanı ne reformunu kabul ettirebiliyor ne doktorların gönlünü alabiliyor. Hastalar doktorlarla hastahanelere karşı, doktorlar hükümetin sağlık sistemine karşı. Gitgide astronomik reçete ve ilaç paralarına dayanmış memleketin sağlığı, hasta, doktor, bakanlık, hastahaneler karmaşasında hırgürü yaşıyor! Turizmciler, ulaşım sorunlarıyla sarmalanmışlar, ilgili Bakanlarının hayal kurarken salâh aramasını tabii ki anlamıyorlar. Dolayısıyla memlekete bir milyon turist gelecektir rüyasını anlatan Bakan'a nazire 'battık' diye bağırı-yorlar! Ve bu kez de devreye Çalışma Bakanı Sonay Adem giriyor, çalışma saatlerini icat edip, süpermarketçilerle bakkalları karşı karşıya getiriyor. Şimdi kavga bu iki kesim arasında! Gazete sayfalarında atışıyorlar, birbirlerini neredeyse ekonomiye zarar veren hainler olarak suçluyorlar. Adem herhalde diyoruz, "keh keh" gülüyor. "Nasıl da becerdim" düşüncesinde! Oysa külliyen "becerdikleri" tek gerçek var. O da KKTC dediğimiz memleket oluyor!
|