|
Tabii ki Hristofyas da duvara toslayacak. Nitekim mızıkçılık yapmaya başladı bile. İkide bir "Talat"la değil, Türkiye ile muhatap olduğuna yönelik bazen direkt bazen dolaylı konuşmalar yapıyor. Ve Papadopulos'un hastalığını kapmış bu kez "Hristofyas psikozu" olarak sürdürüyor. Oysa ilginçtir: "Çözüm" dediler mi genelde ve özellikle sol cenah, "sorunu çözecekse iki halk çözecek" fetvasını vermektedirler. Sonra da birisi Atina'ya öteki Ankara'ya koşturarak tekmil almaktalar, kaldı ki mesela bizim cephe söz konusu oldukta Sn. Talat Türkiye ile eşuyumlu politikalardan söz etmekteler. Bizim için tırnak kadar mahzuru yok, aksine "iyi iyi" di-yoruz da eğer Ankara ile Atina etkinliğince sorunun mihenk taşına vurmaya devam ediyorsa "efeleme" demeçlere ne gerek var? Sanırsınız ki Kıbrıs Türk halkının kaderi ya Sn. Talat'ın iki dudağı arasındadır, yahut Hristofyas'ın "dediğim dediktir" hükümünde son kararıdır! Politika bu değil biliyoruz, onlar da biliyorlar. Sorunun içinde BM de vardır AB de. Amerika da vardır Rusya da… Ve bir şeyi daha öğreniyoruz: Hristofyas için siyasi eşitlik "Halkların değil, vatandaşların yasalar karşısındaki eşitliğidir!" Anladığımızca adada halklar yoktur, ortak vatanda Kıbrıslı olan yurttaşlar vardır. Siyasi eşitlik o yurttaşların birleşik Kıbrıs'ta yasalar karşısındaki eşitlikçiliğidir… (Hâlâ çözüme az kaldı mı diyelim?) Geçiyoruz ve geliyoruz bizim "balık" hikâyesine… BALIK ÜZERİNE EDEBİ DEYİŞLER Gıda uzmanlarından magazin yayınlarına, yemeğin şahından insan için en önemli yiyeceğin ne olduğuna kadar başlandı mıydı döktürmeler "balık" derler! Hiçbir gıda maddesi balık kadar büyük imtiyaz ve mazhariyete ulaşamamıştır, insana ne kadar yararlı olduğunun döktürmeleri ötesinde hiçbir yiyecek için balık kadar methiyeler döşenmemiştir. "Yediden yetmişe balık yiyin" nasihatları da hiç bitmemiştir. KKTC de bu balık edebiyatının dışında değildir, sonuncusu "izmarit" üzerine yazılmıştır. Bir süre önce memleketin et ve süt fiyatlarını halledip, ürünlerini hale yola koyan, hayvancıyı koruma ve destekleme babında bu gıda maddelerini altın kadar değerli pahaya diken Bakan Sennaroğlu, şimdi balığa el atmıştır, müjdeler olsun! Evvel emirde memleketin balıkçılarını koruma ve kollama babında sağladığı olanaklar yanısıra, Güney'den bilumum et süt ve ürünlerinin Kuzey'e getirilmesi yasağını koyduğuna nazire, balıkçılara balıklarını Güney'e satma serbestisi vermiştir… Sokan, sineria, kefal, sorgos, barbun, mercan gibi balıklar Güney'e, işte şimdi tam zamanıdır serçe parmağım kadar izmarit dediğiniz balık ucubesi de Kuzey'in halkına! Ve geçtiğimiz hafta "yasaklar" konusunda sertifikalı uzman oluşunun getirdiği kariyeriyle konuşarak, "bu izmariti destekleyelim" demiş, TC'den gelen emsali balıkların yasaklanmasını istemiştir. (Arada bir katkı da biz koyalım, TC'de yedi milyona satılan çipuranın KKTC'de on beş milyona satılmasına aldırmadan balıkçılık sektörünü desteklemek babında bu balıkları bol bol satın alın diyelim.) Ve gelelim izmarit edebiyatına: Geçen Pazar İskele'de uğruna panayır yapıldı, mangallar yakılıp katılanlara izmarit ikramlarında bulunuldu. Beş milyon lira kilosu… Şimdi devir izmarit devri. Bulursanız yiyebildiğiniz kadar yiyin çünkü eli kulağındadır akını bittiğinde, denizin değil, havuzun on beş on altı milyonluk yağlı ve besili çipurası ile levreğini yiyin. Rum da barbun, mercan, sokan, avcı falan yesin. Kaldı ki kör talih işte: Hâlâ bu izmarit dediğiniz hamsiden küçük balığı bile bulup satın alacak talihi yakalayamadık… Siz yine de memleket balıkçıları ile balıklarını destekleme-ye devam edin. Öyle öyle kalkınacağız!
|